KENTSEL DÖNÜŞÜM

1999 yılında meydana gelen marmara depreminin ardından riskli binaların dönüştürülmesi amacıyla kentsel dönüşüm kavramı ortaya çıkmıştır.’’

“deprem öldürmez, bina öldürür.”

Büyük kentlerin, özellikle İstanbul’un neredeyse her noktası yatırım açısından değerlidir. Arazinin en değerli olduğu kent merkezlerinde ise yaygın olarak 30-40 yıllık binalar mevcuttur. Yenilenmesi gereken bu binalarda devam eden kentsel dönüşüm girişimlerine genel olarak bir göz atalım. Bu binaların bağımsız bölüm sahipleri binalarını yenilemek üzere toplantılar yaparak kentsel dönüşüm kararı alırlar. Bu kararı gerçekleştirmek için temsilciler seçilir ve komisyonlar kurulur. Bu komisyonlar, müteahhit/yatırımcı bulmak üzere yola çıkarlar. Kentsel dönüşümün sözleşmeye dayalı bir inşaat işi olduğu varsayılarak müteahhitlerden gelen teklifler değerlendirilirken tanıdık bir mimara ve avukata danışılması yoluyla çözüleceği öngörülür. Ne yazık ki, bu düşüncede olan bina sahipleri işin bu kadar kolay olmadığını kısa zamanda anlarlar.

Kentsel dönüşümün gerçekleşmesi maliklerin kendi aralarında ve maliklerle müteahhit arasında uzlaşmanın sağlanmasına bağlıdır. Profesyoneller tarafından önceden planlanmayan kentsel dönüşüm süreçlerinin her adımında belirsizlikler ve sorunlar ortaya çıkar. Genellikle müteahhitlerden teklif almak suretiyle bu süreç yürütülmeye çalışılır. Her müteahhit farklı bir teklif getirir. Alan hesapları, mimari proje yaklaşımları, projelere bağlı değerlemeler, paylaşım hesapları, müteahhitlerin maliyet ve kar marjları, teknik şartnameler bu tekliflerden farklı farklıdır. Bu farklılıklar nedeniyle tekliflerin her biri ayrı ayrı ele alınarak çözülmesi gereken teknik bir sorun haline gelir.

Prestij Kentsel Dönüşüm’e göre, tüm bu süreci ve hesapları müteahhitlerin insiyatifine bırakmak çözümü aşırı zorlaştıran bir yöntemdir. Süreç önceden planlı bir şekilde yönetilirse, malikler tarafından üzerinde uzlaşılan bir projenin gerçekleştirilmesi rahatlıkla sağlanabilir.

Kentsel dönüşümde karşılaşılan sorunları çözmek için aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır; Projenin asıl sahibi bina sahipleridir. Proje, bina sahiplerinin lehine olmalı, beklentilere cevap verebilecek yapıda tasarlanmalıdır. Bina sahipleri açısından proje, herhangi bir şekilde risk alamayacakları derecede ciddi bir konudur. Bu nedenle müteahhitlerden gelen belirsiz kaba hesaplarla yola çıkılmamalıdır.

Sürecin ana hedeflerinden biri; bina sahiplerinin kendi aralarında ve müteahhitle olan paylaşımlarının adaletli olmasıdır. Bu noktada, kentsel dönüşüm sürecinin tamamen müteahhidin insiyatifine bırakılması doğru değildir. Prestij Kentsel Dönüşüm, kentsel dönüşüm ile ilgili sorunlar konusunda akılcı çözümler üreten ve projenin bütününü kapsayan hizmetleri veren bir kuruluştur. Kısaca, Prestij Kentsel Dönüşüm’den hizmet alan bina sahipleri için insiyatif müteahhitlerde değil, kendilerinde olur. Üstelik; Prestij Kentsel Dönüşüm verdiği bu hizmetlerin bedelini bina sahiplerinden değil, yatırım geliştirme maliyeti olarak müteahhitten alır.